İMANLARINDAN SONRA İNKARA DÖNENLER

İman, Allah'ın vermiş olduğu en büyük nimetlerdendir. İnsanın bu dünya hayatındaki mutluluk ve huzuru da, sonsuz hayatındaki kurtuluşu da imanı sayesinde olur. Bu yüzden her nimet gibi, iman nimeti için de Allah'a şükretmek gerekmektedir. Allah, imanı dilediği kuluna nasip eder, dilediğine ise etmez. Allah'ın iman nasip etmediği kişiler, tüm dünya onları imana davet etmek için uğraşsa dahi, hiçbir şekilde iman edemezler. Bu gerçek, Allah'ın Peygamberimize hitaben indirdiği bir ayetinde şöyle belirtilmektedir:

Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, şüphesiz saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur. (Nahl Suresi, 37)

İşte Allah'ın hidayet verdiği insanlar, yani müminler, O'nun rahmeti sayesinde inkardan kurtulmuş olurlar. Bu nedenle de her mümine düşen, cennet ehlinin yapacak olduğu duayı şimdiden yaparak "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik..." deyip şükretmektir. (Araf Suresi, 43)


Bir nimete şükretmek ise, sözlü olarak Allah'a hamd etmenin yanında, fiili olarak Allah'ın rızasına uygun tavırlar göstermekle olur. İmanın şükrü ibadettir. Her mümin, Allah'ın kendisine verdiği imana bir şükür olarak, ibadetlerini titiz bir biçimde yerine getirmeli, elinden gelen tüm imkanları Allah rızası için kullanmalı, kendisini Allah'a tam manasıyla adamalıdır.

Eğer bu şükür yapılmaz ise, yani mümin olan kişi, "Ben nasıl olsa müminim, cennet ehlinden olacağım." gibi bir mantık içinde rehavete kapılıp, bir denemeden geçirildiğini unutursa, o zaman kendisine verilen nimet geri alınabilir. Kuran'da Allah'ın tarif ettiği biçimde kalbi katılaşabilir ve sonunda inkara düşebilir. Bu durumda, daha önceki imanı ve yapmış olduğu salih işler kendisine hiçbir yarar sağlamayacak, boşa çıkacaktır. Allah bu gerçeği birçok ayetinde haber vermiştir:

... sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 217)

Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): "Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın." (Zümer Suresi, 65)

İman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır." derler. Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 53-54)

Allah Kuran'da imanlarından sonra inkar eden bu gibi insanların varlığını bildirir. Ayetlerde, bu kişilerin büyük bir sapkınlığa düştükleri ve Allah tarafından bağışlanmayacakları haber verilmektedir:

Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra da inkârları artanlar... Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir. (Nisa Suresi, 137)

Doğrusu, imanlarından sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını artıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. (Al-i İmran Suresi, 90)

Bu gibi kişilerin ahiretteki durumları ise şöyle bildirilir:

Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... Yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın" (denilir). (Al-i İmran Suresi, 106)

Tüm bu ayetler, "imandan sonra inkara sapma" gibi bir tehlikenin varlığını açıkça göstermektedir. Ayetlerde sözü edilen kişiler, yaşamlarının bir kısmında Allah'ın varlığına ve birliğine iman edip, O'nun hükümlerine göre yaşamış kişilerdir. Ancak sonra, bir şekilde nefisleri onları Allah'ın dininden uzaklaştırmış ve inkara sürüklemiştir. Bu şekilde inkara düşmekle, belki de diğer pek çok inkarcıdan daha suçlu hale gelmişlerdir. Çünkü onlar doğru olanı öğrenmiş, bir müddet yaşamış ama sonra vicdanları kabul ettiği halde Allah'ın dinini terk etmişlerdir. Bu yüzden bir zamanlar yaptıkları tüm hayırlı işler de, tamamen boşa gitmiştir. (En doğrusunu Allah bilir.) Bu yüzden bir insanın dünyada geçirdiği süre boyunca bir gün bile imtihan edildiğini unutmaması gerekir. Karşılaştığı tüm olaylarla denemeden geçirildiğini, şeytanın kendisine çeşitli vesilelerle vesvese vermeye çalışacağını, karşısına çıkan zorlukları hiç bitmeyecekmiş gibi göstermeye ve bu yolla onu doğru yolundan döndürmeye çalışacağını asla aklından çıkarmamalıdır. Çünkü imandan sonra inkara sapmak, sonsuz bir azabı hak etmek demektir.

Üstelik bu kişiler imanlarından döndükten sonra dünyada sefil bir hayat yaşarlar. Maddi olarak zenginliğe ve refaha ulaşsalar bile, hayatlarının sonuna kadar manevi bir azap çekerler. Gerçeği bildikleri için sürekli olarak vicdanlarını bastırmaya çalışırlar, ama bunun verdiği vicdan azabı ise sürekli olarak canlarını yakar. Asıl büyük azabı ise, ölümleriyle birlikte başlayacak olan ahiret hayatında yaşarlar. Allah bu gibilerin durumunu şöyle haber vermektedir:

Şüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, bunların hiçbirinden, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur. (Al-i İmran Suresi, 91)

Madem böyle bir tehlike vardır, bir mümin hayatının en son anına kadar bu tehlikeden sakınmak zorundadır. Çünkü insanın "iman ettim" deyip, gevşeklik göstermemesi çok önemlidir. İnsan ne zaman yaptıklarının sonsuz ahiret hayatına ulaşmak için yeterli olduğunu düşünse, o zaman "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden." (Alak Suresi, 6-7) ayetinde bildirildiği gibi azgınlık gösterebilir. Bu nedenle de her an bu tehlikeyi gözönünde bulundurmalı, her hareketinde Allah'ın rızasına uygun hareket etmelidir. Çünkü imtihan, insanın hayatının son anına kadar devam etmektedir.

0 yorum:

Yorum Gönder